14 Nisan 2013 Pazar

Ç.E.K. (Çocuk Esirgeme Kurumu) Nedir?






Türkiye`nin belli başlı hayır kurumlarından biri. 30 Haziran 1921 de Ankara`da Hâkimiyeti Milliye Matbaasının küçük bir odasında Himaye-i Etfal Cemiyet adıyla kurulmuştur. Bu ad, dil devriminde Çocuk Esirgeme Kurumu na çevrilmiştir. Adının kısaltılmışı Ç.E.K, sembolü kırmızı bir yıldız içinde beyaz bir aydan ibarettir.


Çocuk Esirgeme Kurumunun çalışma konularından başlıcaları şunlardır: Aileyi meydana getirecek çiftlerin bünye, kültür ve karakter bakımından denk olmalarının sağlanması ve çocuğun ana karnında iken kurum kliniklerinde devamlı kontrol edilmesi; çocuk yapacak kadınlara çocuk bakımı ve korunması ile ilgili faydalı bilgiler verilmesi, sütsüz annelere sterilize süt sağlanması: Çocuk doktorlarının poliklinik ve hastanelerde sıhhati ile yakından ilgilenmesi, Kurum hemşirelerinin Kuruma kayıtlı çocukların evlerini ziyaretle anne ve çocuğu kontrol etmesi gerekli yardımlarda bulunması; yetim kalmış yavruların sıhhati ve okuması ile ilgilenmesi; çocuklarda ve çocuk terbiyesi ile ilgili yayınlarda bulunulması.

7 Nisan 2013 Pazar

ATATÜRK VE MATEMATİK



Atatürk’ ün yaşamında ilk olağan üstü başarısı çocukluk çağında, orta öğrenimi döneminde matematik dersinde olmuş ve bunun sonucu olarak dersin öğretmeni O’ nun adına “Kemal” adını vermiştir. Atatürk, Selanik Askeri Rüştiyesinde geçen bu olayla ilgili anısını şöyle anlatıyor:
“…Rüştiyede en çok matematiğe merak sardım. Az zamanda bize bu dersi veren öğretmen kadar belki de daha fazla bilgi edindim. Derslerin üstündeki sorularla uğraşıyordum, yazılı soruları düzenliyordum. Matematik öğretmeni de yazılı olarak cevap veriyordu. Öğretmenimin ismi Mustafa idi. Bir gün bana dedi ki:
-“ Oğlum senin de ismin Mustafa benim de. Bu böyle olmayacak, arada bir fark bulunmalı. Bundan sonra adın Mustafa Kemal olsun.”
O zamandan beri ismim gerçekten Mustafa Kemal oldu…”
Atatürk’ün yaşamında matematiğin önemi bu güne kadar bildiğimiz veya ilkokullarda öğrenmiş olduğumuz gibi matematik öğretmeninin Kemal ismini vermesinden çok ötedir.
Cumhuriyetten önce çeşitli okullarda okutulmuş matematik kitaplarını incelerseniz; içlerinde Arap harfleriyle yazılmış formüller;
Müselles, murabba veya hatt-ı mübas gibi günümüz matematiğinde bir anlam ifade etmeyen bir çok terim görürsünüz. Günümüzde Atatürk sayesinde kullandığımız terimlere baktığımızda, bu eski Arapça terimlerin anlaşılmasının ve hatırlanmasının ne denli güç olduğuna hak verirsiniz.
“Müsellesin sathı yatalay, dikeley zarbının müsavatına müsavidir.” Bu cümleden ne anlıyorsunuz? Belki anneanne ve dedelerimiz bize bu cümle içinden bir kaç kelimeyi günümüz Türkçe’sine çevirebilir ama bir çoğunuz gibi bizde bu cümleyi ilk okuduğumuzda hiç bir şey anlamamıştık. Oysa bu cümle “ üçgenin alanı, tabanı ile yüksekliğinin çarpımının yarısına eşittir.”demektir. bu cümledeki kavram anlaşılmazlığı bile bize Atatürk’ ün bu konuda matematiğe ve diğer ilimlere ne denli değerli bir çalışma bıraktığını anlamamız için yeterli olacaktır.

MATEMATİĞİN GÜNÜMÜZDE Kİ ÖNEMİ


                  

Güncel hayatımızda çoğu zaman matematiğin işe yaramayacağını düşünürüz fakat hayatımızdaki matematik bizimle birlikte doğar. Matematik bizim genlerimizde vardır, DNA’larımızın dizilişi bile matematiksel kurallara göredir. Matematiğin güncel hayatımızda çok önemli bir yeri daha vardır, bu da temel ihtiyacımız olan beslenme ile ilgilidir. Annelerimiz yemek yaparken yemeği belli ölçülere göre yapar. Örneğin kabın büyüklüğüne göre tuz atarlar, bu da matematikteki oranlar konusuyla aynıdır. Matematiğin hayatımızdaki rolü bu kadarla sınırlı değildir. Hayatımızın her alanında matematik vardır. Alış-veriş yaparken ölçüleri sürekli olarak kullanırız. Zaman birimleri ise hayatımızın tamamen bir parçası haline gelmiştir. Hatta matematiğin tarihimizde bile büyük yeri vardır. Kazandığımız tüm zaferler matematik sayesindedir. Tüm savaşlarda ordular vardır ve ordular belirli kurallara göre hareket ederler. Orduların onluk düzeni de matematiğin bu alandaki rolünü göstermektedir.



Matematik tüm meslek alanlarında da işimize yarar. Örneğin: terziler dikim yaparken ölçüleri kullanırlar, mimarlar evimizi oluştururken açılardan yararlanır. Teknolojik aletlerin çalışmasında da matematiğin yeri büyüktür. Birçok teknolojik aleti kullanırken verdiğimiz komutlar matematiksel komutlardır.
Matematiği dinlenirken bile kullanırız. Örneğin: Fazla matematik çalıştıktan sonra biraz rahatlamak için mola verdik ve bu molada müzik aletimizle küçük bir şarkı çalıp, ardından da sudoku çözdük. Aslında bu moladaki hedefimiz matematikten kaçmaktı fakat yine başaramadık. Müzik çalarken notaların ölçülerini anlamak için tam sayıları kullandık ve sonra sudoku çözmek için tamamen matematik kullandık. Yani hayatımızda matematikten kaçmak imkânsızdır.

Matematiğin uygulanmadığı hiçbir teknik alan yoktur... Tıp, sosyal, siyasal, ekonomi, işletme, yönetim v.b. bilimler de matematiksel yöntemlere dayanmak zorundadır. Bu nedenle, matematik öğretimi bütün dünya ülkelerinde özel bir önem ve önceliğe sahiptir.

Matematik bilimi ciddi bir iştir. Aslında asık yüzlü ve korku duyulan bir disiplin olmayıp, tersine yaşam gibi eğlenceli, neşeli ve insanı dinlendiren bir uğraş alanıdır. Tüm dünyada bilgisayar oyunları, eğlence oyunları, satranç gibi, dama gibi oyun ve sporlar dahi matematiğe dayanmaktadır. Örneğin futbol da çoğu şey matematiğe dayanır: Gollerin sayılması, Sahanın ölçüleri, oyuncu sayıları, yedek futbolcu sayıları vb. Aynı zamanda bunların hepsi basketbol, voleybol, hentbol gibi spor dallarında da vardır. Yani matematik en eğlenceli dakikalarımızda da vardır.

23 Şubat 2013 Cumartesi

İnsanların Çevreye Etkileri Ve Atık Çeşitleri




İnsanların Çevreye Etkileri: Kullandığımız yakıtlardan kül ve zehirli gaz gibi atıklar açığa çıkar.Baca ve egzozlardan çıkan zehirli hazların birleşmesi sonucu asit yağmurları oluşur.Asit yağmurları , temas ettiği bitki örtüsünün yok olmasına , insanlarda ise akciğer hastalığına neden olur.Çevre kirliliğini azaltmak için yüksek kalorili , kül ve zehirli haz çıkışı olan yakıtlar kullanılmamalıdır.Deniz kazaları ile denize dökülen petrol kısa sürede temizlenmediğinde suyun, suyun güneş ışığı ve hava ile temasının kesilmesine neden olur.Bu olay suda yaşayan canlıları olumsuz etkiler.






Atık Çeşitleri:Çevreye atılan ve doğal dengeyi bozan zararlı maddelere atık denir.Kağıt,,bitki kalıntıları  , sofra artığı , hayvan leşleri ve doğal gibi organik (canlı kökenli) atıklar
mikroorganizmalar tarafından parçalanarak yeniden kazandırılır. Fakat bu atıklar , çevreye atıldığında mikropların üremesine de uygun ortam oluşur. Cam , teneke kutu , petrol , plastik , pet şişe , deterjan , tarım ilacı ve pil gibi maddeler tabiatta kalıcı kirliliğe neden olur.Kalıcı kirliliğe neden olur.Kalıcı kirliliğe neden olan atık maddeleri rastgele çevreye atılmaması ve sanayide yeniden kullanımı sağlanmalıdır.Cam , kağıt , teneke ,pil ve plastik sanayide yeniden kullanılır.

16 Şubat 2013 Cumartesi

ORMAN YANGINLARININ SEBEPLERİ


·    Ormana sönmemiş sigara, kibrit atılması,
 
·    Anız yakılması,
· zeytin altındaki otların yakılması gibi tarım alanlarında istenmeyen otların yakılarak temizlenmesi sırasında,
·Çocukların ormanda ateşle oynamaları,
· Orman içinde ve kenarında çöplerin yakılarak imha edilmesi sırasında,
· Ormana sönmemiş sigara, kibrit atılması,
·    Arı kovanlarının tütsülenmesinde kullanılan ateşin ormana söndürülmeden atılması,
·    Piknik amacıyla,yemek pişirmek pişirmek su ısıtmak amacıyla yakılan ve terk edilen ateşlerden,
· PVC boruların ateş yakılarak ısıtılması sırasında,
·  Ateşli silah tatbikatları sırasında, havai fişeklerin ormana düşmesiyle,
·Elektrik tellerinin kopmasıyla,
·bakımsız trafoların çıkardığı kıvılcımlardan,
·Yol ve benzeri inşaatlarda patlayıcı maddelere ateşleyecek fitilin otları tutuşturmasıyla,
·  Kireç ve kömür ocaklarının yakılması sırasında, Trafik kazalarında yanan araçlardan,

15 Şubat 2013 Cuma

Barbaros Hayrettin Paşa


Barbaros Hayrettin Paşa, Osmanlı Devletinin en ünlü Kaptan-ı Deryası olup, XVI. yüzyılda Akdeniz’i Türk egemenliğine hediye etmiştir. Batılılar havuç rengine çalan kırmızı sakalından dolayı, ağabeyi Oruç’a verdikleri “Barbarossa” adını daha sonra Hızır için de kullandıklarından Barbaros diye tanınmış, Hayrettin lakabını ise kendisine Yavuz Sultan Selim takmıştır.          

Midilli doğumlu Hızır Hayrettin Barbaros, ağabeyi Oruç ile Kuzey Afrika kıyılarında korsanlık yaparken ünü Akdeniz’e yayılmıştır. Barbaros kardeşler 1515’de Cezayir’i ele geçirerek, Cezayir Krallığını kurmuşlardır. Cezayir Kralı olarak devletin başına geçen Oruç Barbaros (Oruç Reis), 1518’te bir savaşta İspanyollar tarafından şehit edilmiştir.          

Ağabeyi Oruç Reisin ölümü üzerine Cezayir Kralı olan Barbaros Hayrettin, İspanyollar ile savaşmaya devam etmiştir. Kazandığı başarılar üzerine şöhreti artan Barbaros Hayrettin, 1533’de Kanuni Sultan Süleyman tarafından devlet hizmetine çağrılmış ve Osmanlı Donanması Kaptan-ı Deryalığı’na atanmıştır.            

Türk denizciliğine altın çağını yaşatan Barbaros Hayrettin Paşa, 1534 yılında fiilen başladığı yeni görevinde on iki yıl süre ile çok büyük ve önemli seferler yapmış, birçok zafer kazanmıştır. Bunlar Tunus, Mayorka, Pulya, Korfu, Venedik Seferleri, Adalar Denizi ve Akdeniz Seferleri ve özellikle 27 Eylül 1538  tarihinde Andrea Doria  komutasındaki Haçlı Donanması’na karşı kazandığı Preveze Deniz Zaferi ile Fransa Kralını himaye için yaptığı Nice Seferidir.            

18 Ocak 2013 Cuma

PİRİ REİS'İN HAYATI





Gerçek ismi Muhiddin Piri,1465 yılında Gelibolu'da doğmuştur. Osmanlı denizcisi Kemal Reis'in yeğeni olur. Piri Reis Akdeniz'de 1481 yılından itibaren, bağımsız olarak dolaşan amcasının yanında denize açıldı. 1487'de onunla İspanya'da zor durumda bulunan Müslümanların yardımına gitti. 1493 yılına kadar ise Sicilya, Sardunya, Korsika adalarına ve Fransa'nın güney kıyılarına yapılan akınlara katıldı.


Bu tarihlerde, bir dünya devleti haline gelen Osmanlı, denizlerde de hâkimiyet kurarak Akdeniz'i bir Türk gölü hâline getirmişti. Piri Reis, denizcilik faaliyetlerini daha faydalı kılmak maksadıyla amcasıyla Osmanlı Devleti'nin hizmetine girdi. 1499-1502 yıllarında meydana gelen Osmanlı-Venedik savaşlarında bir savaş gemisinde kaptanlık yaptı.


1511'de amcasının vefatıyla bir süre Gelibolu'ya çekilen Piri Reis, burada Kitab-ı Bahriye adlı eseri üzerinde çalışmaya başladı. 1513'te ise denizcilikte edindiği tecrübe ve bilgilerini aktarabilmek için, ilk dünya haritasını çizdi.


1516'da yapılan Mısır Seferi’ne Osmanlı donanmasında kaptan olarak katılan Piri Reis, 1517'de tamamladığı ilk haritasını, Yavuz Sultan Selim'e sundu. 1522'de ise Rodos Seferi'ne katıldı. 1524'te Sadrazam Makbul İbrahim Paşayı Mısır'a götüren gemiye kılavuzluk ettiği sırada, kendisiyle ilgilenen sadrazamın yardımıyla tamamladığı Kitab-ı Bahriye'yi, Kanuni Sultan Süleyman'a sundu.


1528'de daha da geliştirerek çizdiği ikinci haritasını da padişaha takdim etti. Bu tarihten sonra Piri Reis, güney denizlerinde görev yaptı. Aden'in (Yemen) Portekizlilerin eline geçmesi üzerine, Süveyş'teki Osmanlı donanmasına kaptan tayin edildi ve 1548'de Aden'i geri aldı. Piri Reis'in 1554'te Kahire'de hayat yolculuğu son buldu.